THOUSANDS OF FREE BLOGGER TEMPLATES

29 Aralık 2009 Salı

Mutsuzluk

Mutsuzluğun temelinde hayaller, büyük umutlar yatar. Düşünmek ve hissetmek mutsuz eder insanı. Bir şeyi yoketmenin en kolay yöntemi ise temelini yoketmektir. Öyleyse mutsuz olmamak için; hayal kurmamalı, düşünmemeli ve hissetmemeliyiz. Yani birer ölü olmalıyız...

-What is it like when you die?
-It really hurts :)
(Serial Experiments Lain)

5 Kasım 2009 Perşembe

Forever Autumn

Sonbaharın hep hüzünlü olduğunu düşünmüşümdür. Bugün yine bir hüzünle karşı karşıyayım. Dünyanın en neşeli insanlarından biri kanser yüzünden kötü durumda...
Munise teyzem, dünyanın en güleryüzlü insanlarından biri... Uzun bir zaman önce kanser olduğu ortaya çıkmıştı. Her türlü tedaviyi gördü, ameliyat oldu; ancak hastalıktan bir türlü kurtulmayı başaramadı.
Bugün saat 18 civarında annemden bir telefon aldım. Munise teyzemin bilinci kapanıyormuş. Kuzenim, Gizem, Bursa'ya doğru yola çıkmış. Belki de son kez bilinci açıkken görebilmek için.
İşte dünyanın en neşeli insanları bile sonbahara yenilebiliyor.

And the time will come soon
With the secrets of the rain and the storm again

Coming closer every day, forever autumn

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Yolumuz Uzun

Bölüm 1:

Eratian (Empyrean ile):

Mısır'da piramidlere bakıp Peru'da Machu Picchu içinde gezineceğiz, Çin Seddi üzerinde dans edip Victoria Şelaleri altında öpüşeceğiz...

Andromeda:

Italya'da her türlü özel yemeği tatmak, Ispanya'da bir bara gidip Ispanyollarla kaynaşmak, Strasbourg'ta şarap tadıp en beğendiğimi almak, Brugge'de bol bol fotoğraf çekmek istiyorum...

Irvin:

Karayipler'de Zeynep ile bir bungalowda yaşamak isterdim...

Mesta:

Miami ve civarında Cessna tipi bir uçakla uçmak, Google'ın Amerika'daki ofisinde çalısmak istiyorum... Ve Şam'da künefe yemek... Kaçmaz...

Orion:

Rio'da Rock n Rio festivaline katılmak, tercihen Iron Maiden izlemek istiyorum. Maldivler'de köpekbalıklarıyla yüzmek istiyorum...

Absinthminded:

Bergen'e gidip (Norveç) sokakta ''laheyya!'' diye bağırmak istiyorum. Kuzey ışıkları eşliğinde çayımı yudumlamak istiyorum...Isveç'te 'free hugs' t-shirt'ü giyip herkesin bana sarılmasını istiyorum...

Chaplin:

Kenya'ya gidip safari yapmak, Japonya'ya gidip gerçek bi geisha bulmak, Cannes'a gidip film festivaline bi şekilde girmek istiyorum!

21 Ağustos 2009 Cuma

Matien ve Halerie

Bölüm 2: Succubus'ların* Hikayesi

Succubus'lar bir tür iblislerdi ve erkekleri cezbederek yaşarlardı. Onların özelliği güzel bir kadın şekli almak, erkekleri tahrik etmek ve yaşanan ilişki boyunca karşılarındaki erkeğin enerjisi almaktı. Onların beslenme şekli buydu... Vampirlerle benzerlerdi aslında; sadece kan yerine bu yöntemi kullanıyorlardı. İlişki boyunca enerjisi emilen erkek ya hareket edemez hale geliyor ya da ölüyordu.

Bu yüzden succubus'lardan çok korkuluyordu. Bir dönem güzel kadınlar yakılmaya başlanmıştı. Hatta kurunun yanında yaş da yanıyordu. Güzel kızlardan bazıları succubus olmakla suçlanıyor ve cezalandırılıyordu. Sayıları azaldıkça onları yakalamak daha kolay hale gelmişti. Ancak insanların açgözlülüğü onları yakmalarına engel olacaktı. Dönemin güçlü ve kötü insanları succubus'ları birer birer yakaladılar. Onların yerine masum kızları yaktılar. Böylece onları ölmüş gibi gösterip, kendi istekleri için kullanabileceklerdi.

Gizli işlerini yapmak artık çok daha kolay olmuştu. Çünkü bir succubus'a karşı koymak neredeyse imkansızdı. Succubus'lara öldürmek istedikleri kişileri söylüyor, bunun karşılığında yaşamalarına izin veriyorlardı. Elbette ki kaçmaya çalışanlar oldu. Ancak yakalandıklarında büyük işkencelere maruz kaldılar.

Ve içlerinde en güzel olanın ismi ise Halerie'ydi. Mükemmel bir katildi. Duyguları yoktu ve erkekleri cezbetmesi çok daha kolaydı. İşini yapıyor ve geri dönüyordu. Bu kızıl saçlı güzel, ırkının en önemli kişisiydi.

Güzeller güzeli Halerie...

----------------------------------------------------------------------

*Succubus'un çoğulu aslında Succubi'dir.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Matien ve Halerie

Bölüm 1: Ent'lerin hikayesi

Ent'ler elflerden biraz sonra yaratıldılar. Aslında bir dev türüydüler; ancak görünümleri ağaca benzemekteydi. Kültürleri son derece gelişmiş varlıklardı. Öyle ki kendi dilleri bile vardı. Bu ihtişamlı varlıkların bir başka özelliği ise çok uzun bir hayata sahip olmalarıydı. Ancak ölümsüz değillerdi ve ent kadınları uzaklara gittiğinden soyları tehlikedeydi.

Yüzyıllar süren hayatlarında savaşı ve barışı gördüler. Ancak onları en çok korkutan insanlardı... Orta Dünya'daki ırkların soyları birer birer tükeniyordu. Bunlar olurken insanların egemenliği yükseliyordu. Ve ne yazık ki insanoğlu elflerin bilgeliğine ve iradesine sahip değildi. Her zaman daha fazlasını istiyordu. Bir zamanlar Orta Dünya'nın kurtarılmasına yardımcı olan bu ırk, şimdi Orta Dünya'yı kendi elleri ile mahvediyordu. Ve türler azalmaya devam ederken, sıra Ent'lere geliyordu.

Ent'ler konseylerini topladılar ve bir karar aldılar. Kadınlarını bulana kadar ormanlarda saklanacak, ağaç gibi davranacaklardı. Ama zamanla ağaçlar da yokolamaya başladı. İnsanlar ağaçları yok edip kendilerine bina yapmaya başlamışlardı. Ent'lerin saklanmaları zorlaşıyordu. Çoğu saklanırken ağaca dönüşmüştü. Çünkü bir Ent uzun süre kıpırdamadan durursa ağaca dönüşebilirdi. Ve bazıları da saklanmak için şekilden şekile girmiştir. Yıllar geçtikçe vücutlarında değişiklikler olmaya başladı. O heybetli varlıklar; küçülmeye, insanlaşmaya başladılar. Bazıları buna dayanamadı, hayatına son verdi. Ent'lerden geriye çok az bir kısım kaldı...

Zamanla bu kalan Ent'ler insanların boyuna indiler. Vücutları insan şekline girdi. Sadece tenleri insan teni değil, odundandı. Benliklerini korumalarını sağlayan bir tek bu kalmıştı. Ama yaşamlarının sonlarına geliyorlardı. Bir Ent için bile çok uzun bir yaşam sürmüşlerdi. Sayıları giderek azalıyordu. Ta ki bir kişi kalıncaya kadar...

Matien...

26 Temmuz 2009 Pazar

Disneyland 2

Evet, Disneyland'e gitmiş bulunmaktayım. Fazlasıyla yoruldum ama son derece de eğlendim. En başından başlıyorum günümü anlatmaya:
Sabah 9.30 buluştuk Nesliler ile, bindik metromuza. Saat 11 gibi Disneyland'e ulaştık. Lakin dış hatlar olduğu için bizim Navigolarımız geçerli değildi. Bu yüzden bilet almalıydık. Ama nasıl olsa çıkıyoruz diye aradan kaynadık, bilet almadık.
Daha önce bize sabahları stüdyo tarafı boş olur demişlerdi. Bu yüzden ilk olarak stüdyo tarafına gittik. İşte ilk atraksiyonumuz burda başlıyor. Aslında ben direk size nelere bindiğimizi anlatayım...

The Hollywood Tower Hotel
Sanırım en eğlendiklerimden biriydi. Yaklaşık bir yarım saat beklemeden sonra içeri girebildik. İçerisi son derece karanlık ve ürkütücüydü. Hiçbir detay atlanmamıştı. Bizi bir odaya aldılar. Kapılar ve ışıklar kapandı. Sonra bir televizyon açıldı ve bize buranın hikayesini anlattı. Buradaki asansör vasıtasıyla 4. boyuta geçilebiliyordu. Sonra bu meşhur asansöre bindik. Oturduk, kemerlerimizi bağladık ve korkuyla olucakları beklemeye başladık. Yukarı doğru çıkmaya başladık. Heyecan artıyordu. Bir kapı açıldı. Lazer oyunları olduğunu tahmin ettimiz bir şekilde ruhlar çıktı ortaya. Bizi çağırdılar yanlarına. Sonra kapı kapandı ve düşmeye başladık! Asansör düşüyordu! Hepimiz koltuklardan havalanmaya başladık ama kemerlerimiz bizi tutuyordu. Sanırım hayatım boyunca atmadığım kadar çığlık attım. Ama yine de inanılmaz eğlenceliydi.


Crush's Coaster

Aslında bu ilk bindiğimizde korkunç görünmüyordu... 1.5 saat kadar beklemeden sonra girmeyi başardık içeri. Kaplumbağaların sırtına biniyorsun. Ve tam binerken benim ayağıma kramp girdi! Bu yüzden çok fazla zevk alamadım. Ama döne döne gidiyorsun. Ve sanırım ters dönmeye yaklaşıyorsun içindeyken. Sanırım diyorum çünkü içerisi full karanlık ve nereye gittiğini göremiyorsun. O kadar hızlı giderken neler olduğunu anlamak zor.

Şimdilik bu kadar... Kahvaltı etmeliyim... Ama devamı gelecek...


24 Temmuz 2009 Cuma

Disneyland

Evet, sonunda Paris'e geldiğimden beri beklediğim şey olmak üzere... Birazdan Disneyland'e gideceğim!!! Star Wars turuna sanırım 17 kere bineceğim... Hatta her şeye 17 kere bineceğim! evet, döndüğümde nasıl geçtiğini anlatırım...

Gitmeme 5 gün kaldı ve ben ilk defa, şu birkaç günde Paris'ten zevk aldım. Özellikle dün gerçekten eğlence anlayışımı doyurabilecek aktivitelerde bulundum... Ne mi yaptık? Önce bir jazz bara gittik. İnsanlar dans ediyordu. Aksel'im yanımda yoktu ama dans etmek için... Anyway, insanlar dans ediyordu. Ve dans edenlerin bazıları 70 yaşında dedelerdi. O kadar tatlıydılar ki dans ederken... Onları izlerken hep onlar gibi olmayı hayal ettim. 60-70 yaşındayken sevdiğimle eğleniyorum... Çok güzel değil mi?

Sonra Nesli bizi bir yere götürdü. Açık mekan, park gibi bir yer. Müzik çalıyor ve insanlar dans ediyor. Ama insanlar dans ediyor dediysem; öyle 5 kişi falan değil, belki 200 kişi. Ve iki bölüm halinde birinde latin müzikleri diğerinde jazz çalıyor... Önce latin müzikleri çalana gittik. Nihan ve Ayla eve gitmek istediler. Onların eğlence anlayışını anlamıyorum doğrusu... Onları gönderdik yurda, biz başladık Nesli ile dans etmeye... Önce latin dansları... Orda çok kalmadık, jazz çalan bölüme geçtik. Başta uyum sağlayamıyorduk ama sonra çok güzel dans etmeye başladık birlikte. Herkes de bizi lezbiyen sandı, komikti.

Evet, dün gece böyle güzeldi işte... Bugünden iki katı eğlence bekliyorum... Sadece iki eksik var içimde... Aksel'im ve Gooça'm...

Just 5 days...