Dün gittim kan tahlili verdim. Önceki yazılardan hatırlarsınız, 3,2-26,1 arasında olması gereken prolaktin oranım 130 çıkmıştı. Ardından MR çektirip beynimin hipofiz bölgesinde iyi huylu bir tümörüm olduğunu öğrenmiştim. Şimdi 2 aydır ilaç kullanıyorum. İlk kan testimi de dün yaptırdım. Sonuçlar için diyebilirim ki: Tam Bir Saçmalık!
İlk olarak prolaktin oranından bahsedeyim. Prolaktin oranım 1 çıktı. Şaka gibi değil mi? İlaçla prolaktini o kadar düşürmüşüz ki alt sınırın da altına geçmiş, nerdeyse kalmayacakmış. Sonra bir de Anti TPO ve Anti Triglobulin yüksek çıktı. Ne demek şimdi bu? Yazayım.
Efenim bu Anti TPO ve Anti Triglobulin bir çeşit antikorlarmış. Bu antikorların yüksek olması tiroid hastalığının otoimmün bir hastalık olduğunu gösterirmiş. Böyle olunca hastalık vücudun kendi dokusunu yabancı bir doku olarak algılayıp ona karşı reaksiyon verirmiş. Nedeni de bilinmemekteymiş. (Evet, bir sağlık sitesinden alıntıladım)
Great! Vücudum kendini yok etmeye çalışıyor!
Yarın ultrason çekilecek bakalım. Tüm bunların sonuçlarıyla da Perşembe günü doktorumla görüşeceğim. Perşembe günü bir şeyler yazarım sanırım. Sizi habersiz bırakmam. =)
Sağlıklı günler sayın okur!
11 Haziran 2011 Cumartesi
İlk tetkikler
10 Haziran 2011 Cuma
Tedavinin ilk aşaması
Efendim yarın tedavimin ilk sonuçları için doktora gideceğim. 2 ayda bir kan testi yaptırmam gerekiyor. İşte yarın ilk kan testimi yaptıracağım. Umarım ilaçlar işe yaramıştır bir nebze. Bir de ultrason çektireceğim. Doktora göre tiroid bezim de yavaş çalışıyor olabilirmiş. Bir de ultrason çıktı işte başımıza. Böyle işte yarın beni hastane kokulu bir gün bekliyor...
Umalım da sonuçlar iyi olsun.
İyi geceler sayın okur!
27 Mayıs 2011 Cuma
Dünyanın en masum ve en tatlı diyaloğu
(Hande ve Deniz sinemada filmi beklemektedirler)
Hande - Uff artık şu fragmanlar başlasa...
Deniz - Uff bayılırım fragmanlara. Dünyanın en iyi filmi bile fragman gibi olamaz.
Hande - Bence de! Çocukken hep fragmanları atlayan biriyle evlenemeyeceğimi düşünürdüm...
Deniz - Ehe.
Hande - Ha, bir de diş macunu ortadan sıkan biriyle...
Deniz - Evet ya çok sinir bozucu... Ben de böyle bir şey düşünürdüm çocukken.
Hande - Nedir?
Deniz - Çileği toz şekerle mi pudra şekerle mi seversin?
Hande - Şey... Aslında... Ben çileğe şeker koymam ki.
Deniz - İşte! Neden insanlar çileğe şeker koyar ki?! Bütün tadını bozuyor....
End of An Era
''All my bags are packed and i'm ready to go...''
Evimden taşınıyorum. Yani annemlerim yanına geri dönüyorum. Ben normalde bağlanmam aslında mekanlara. Buraya da çok bağlı değilim. Ama ne bileyim, bir burukluk oldu işte ayrılırken...
13 Mayıs 2011 Cuma
Hemen ardından gelen kayıt
Evet, yapmam gerekeni yaptım. Oturdum şöyle esaslıca bir ağladım. Ama böyle azcık değil. Baya hıçkıra hıçkıra. Çoooook uzun zamandır ağlamadığım gibi ağladım. Sevgilinin de biraz kafasını dertlerinden uzaklaştırmayı başardım sanırım. Şimdilik nötr duruma geçtim diyelim.
Tekrardan iyi geceler!
p.s. hala önerilerinizi bekliyorum.
Please don't take a picture, it's been a bad day...
Merhaba, bugünlerde hayatım oldukça sıkıntılı. Öncelikle ilacımın yan etkileri var. İnsanın sürekli başının dönmesi ve midesinin bulanması baya kötü bir şey. Sonra bir de her öğrencinin derdi sınavlar var. Finallerim zor olduğu gibi bir de yetiştirmem gereken bir çevirim ve bir makalem var! Evet, sayın okur. 20 günde Word sayfasıyla 10 sayfalık bir makale yetiştireceğim. Eh tabi bu makaleyi yazabilmek için de en az 3-4 kitap okumak gerek. Boş olsam yazarım da, finalleri olurken yazmak baya zor olacak. Tabi yazı dilinin Fransızca olduğunu da unutmamak gerek. Şu aralar bir büyük problemim de uyku. Gece boyunca 4-5 kere uyanıyorum. Kabuslar görüyorum. Bir süre sonra bu uyu-kabul gör-uyan ritminden sıkılıyor, uyumamaya karar veriyorum. Yorgunum ama... Bir de sevgili var tabi. O mutsuz... Benden ötürü değil, hayatından memnun değil. Ama ona yardımcı olamamak beni delirtiyor. Anne gibi kollarıma almak, tüm sorunlarını bir anda çözmek istiyorum. Olmuyor...
Sevgili okur,
Ne olur bana bir yol göster.
İyi geceler!
